Böbrek Ağrısı

Paylaş
Böbrek Ağrısı
Photo by Robina Weermeijer / Unsplash

Karacan Dershanesi'nde uzun bir aradan sonra pazar günü derse girdim. Daha ilk dakikadan itibaren böbreklerimde sancılar hissettim; dersin sonunu zor getirdim. Hemen çıkıp taksiye atladım, doğru Numune'ye... Çaresiz olmanın ne kadar kötü bir şey olduğunu hastalanınca her an daha iyi anlıyorum. İnanır mısın, hastaneden içeri girdiğimde dayanılmaz ağrılar içerisindeydim. Bir taraftan inanılmaz bir acı çekiyor, diğer taraftan mide bulantısı yaşıyordum. Hayatımda insanı bu kadar önemsemeyen başka bir yer hatırlamıyorum. Hastaneler... Ölsen insanın yüzüne bakmazlar.

"Neyin var?" dedi doktor. "Böbreklerim ağrıyor, iki büklüm oldum," diyorum. "İdrar tahlilinden sonra bakalım," diyor. İdrar tahlili için gidiyorum, "Bir saat sonra alırsın," diyorlar. O bir saat içerisinde değiştirmediğim köşe başı, yatmadığım sedye kalmadı. Allah'ım kimseye verme bu ağrıyı! Başımı sedyenin başlığına hafifçe dayasam hemen midem bulanıyor, kötü oluyorum. Daha fazla dayanamayıp koştura koştura tuvaletin yolunu tutuyorum ve bir güzel istifra ediyorum. Bir de ne göreyim, kan! Şok durumları... Nasıl olmasın ki? Artık iyice "Gidiyorum, bütün aşklar yüreğimde..." falan modundayım, o derece. Hemen koşa koşa doktora gidiyorum; "Böyle böyle, bakın kan geldi, çok kötüyüm ben," diyorum. "Tahlil de tahlil, ondan sonra bakacağız," deyip duruyor. Tekrar yatmaya gittiğimde yine aynı durumla karşılaştım; hemen koştur koştur tuvalete... Bu kez ben çıkarırken hizmetli fırçaladı beni: "Lavaboya değil, tuvalete eğilip yapacaksın bu işi!" Tuvalet berbat durumda! Resmen eziyet yaşadığım o esnada bu lafların arkasındaki nedeni de söyledi: Hemşire onları fırçalıyormuş! "Ölüyorum," diyorum; kolumu itip lavaboyu temizlemeye çalışıyor. Çıkarken kulağına "Böyle de bir insan işte..." diye fısıldamadan edemedim.

Sonuçlar için üç kez gitmeme rağmen "Açıklanmadı," denildi. Hâlâ kıvranıyorum ağrıdan. Sonunda açıklandı. Doktora gittim, baktı; "Kum veya taş olabilir," dedi. "O kadarını ben de biliyorum," demek şimdi aklıma geliyor. Yarın için ürolojiye gitmem gerektiğini, durumun orada anlaşılabileceğini söyledi. "Ondan önce bir iğne vurul, ağrı geçsin," dedi. Harbiden geçti.

Üroloji için salı günü saat 09.30'da hastanede hazır bulundum. Arkadaş, ne kadar çok insan hastalanıyor bu memlekette! Sabah 6'dan beri bekleyenler bile varmış ki akşam 6'ya kadar bekleyecekler. Ürolojiden sıra aldım, 12.50 yazıyor. Neyse ki "Müsaitse girebilirsiniz," dediler. Girdim, sorunumu anlattım; röntgen ve ultrason çekilmem gerektiğini, ayrıca bol bol —günde 2-3 litre— su içmemi söyledi.

Yeni bir macera için kapıdan çıktığımda tüp kuyruğu vardı sanki. Çalışanlar o kadar umursamaz, o kadar halden anlamaz ki... Sıra bana geldiğinde saat 10.00'du. Röntgen için 12.51'de gelmem, ultrason için ise bugün yer kalmadığı ve yarın sabah 07.30'da burada bulunmam gerektiği söylendi. Ayrıca ultrason için bir ay sonraya gün veriliyormuş, yeni öğrendim.

Bu 2,5 saatlik sürede gittim, kahvaltı ettim. Boğaz havası soludum. Saat 13.00'e yaklaştığında gidip sıramı aldım; tam saati gelmeden sıra da vermiyorlar. Hani yukarıda 12.51 yazan yer var ya, o saatte çalışanın yanına gideceksin, "Ben geldim," diyeceksin; o da sana sıra verecek ki röntgen çekilebilesin. Sıra bana geldi, yemek vakti gelmiş; yemeğe çıktılar! Yarım saat de orada bekledim. Küfretmemeye gayret gösterdim çünkü ağrım yoktu, ayrıca bana da gerek kalmadı; herkes sırayla giydiriyordu zaten. Bir kadının ise sırası geldiği ve numarası yandığı hâlde (sabah 6'dan beri bekleyen kadın) içeri girdiğinde filmini çekmemişler. "Beklemen lazım, saatin gelmedi," demişler. Yahu o zaman niye numarasını yakıp içeri çağırıyorsun? Kahve içiyorlarmış içeride. Kadın çıldırdı tabii; üstüne bir de yeni numara almak, tekrar beklemek zorunda kaldı.

Röntgeni çektirip sonuçlar için de 20 dakika bekledikten sonra doktorun yanına gittim. Şöyle bir iki kaldırdı indirdi, "Bir şey görünmüyor; ultrason çekilince bunu da getir, beraber bakalım," dedi. Ben de "Ağrım olursa ne olacak?" dedim. "Bol su iç ve birkaç ilaç yazacağım, onları al," dedi. Verdiği ilaçlar Buscopan ve Majezik... Zaten kullandığım ilaçlardı. Bu arada saat 14.00 olmuştu. Koca bir gün, inanır mısın, hiçbir şey elde edemedim. Röntgende de bir şey görünmemesi bende "Doktor hiç ilgilenmedi mi acaba?" kuşkusunu uyandırdı.

Çarşamba sabahı saat 07.00'de uyanıp hemen koştur koştur Numune'ye gittim. Bir de ne göreyim; ekmek kuyruğu gibi bir sıra! Sanırım orada yatanlar bile olmuş. Aşağı katların merdivenlerine kadar uzayan bir kuyruk oluşmuş, tam bir rezillik. Keyfini beklediğimiz o personelin tavırları ise ayrı bir dert. Randevuyu aldığım tarih 4 Mart'ı gösteriyordu. Umarım o zamana kadar kötü bir şey çıkmaz, ağrılar kendiliğinden geçer.

Kısacası, devlet hastanelerindeki hastalar ne yazık ki çok zor durumda; sevgi ve saygı göremiyorlar. Oracıkta ölüp gitsen umurunda olmayacak insanlar var. Personel ise sadece mesai saatini doldurmanın peşinde; en azından benim gördüklerim böyleydi.

Ne mi önerirsin derseniz: En başta insan olmalısınız. Hasta bir insanın durumunu anlamalısınız. Yaşlı bir kadın sizi ilk seferde anlamıyorsa tekrar anlatabilir, üçüncüye, dördüncüye sabırla izah edebilirsiniz. "Öf!" dememeli, başınızdan savmamalısınız. O sadece yaşlı bir insan...

Unutma ki: "Bir hazine avcısı, altın ve gümüşünü tartmak için sizi kullandığında, haz ve ıstırap kefeleriniz ister istemez yükselip alçalacaktır."

Devamını oku

Developer ile Testçi Arasındaki Görünmez Duvarı Kim Örüyor?

Developer ile Testçi Arasındaki Görünmez Duvarı Kim Örüyor?

Seri 1: Liderin Masası – Bölüm 3 Yazılım takımlarında adı konmamış bir gerilim vardır. Bazen bir Teams mesajının tonunda, bazen bir PR incelemesinde, bazen de sprint sonuna sıkışan bir test döngüsünde kendini hissettirir. Dışarıdan bakıldığında aynı hedefe koşan, aynı ürünü ayağa kaldırmaya çalışan iki disiplin: Geliştirici ve test mühendisi. Ama masaya

Savaş Avcu tarafından
İyi Bir Test Mühendisi Ne Zaman "Ben Bu İşi Bırakıyorum" Der?

İyi Bir Test Mühendisi Ne Zaman "Ben Bu İşi Bırakıyorum" Der?

Seri 1: Liderin Masası – Bölüm 2 Kariyeri boyunca iyi bir test mühendisiyle çalışmış olanlar bilir; onların ayrılışı genelde gürültülü olmaz. Büyük tartışmalar, kapı çarpmalar ya da masaya yumruk vurmalar yaşanmaz. İyi bir testçi gitmeye karar verdiğinde önce biraz sessizleşir. Eskiden toplantılarda ardı arkası kesilmeyen o rahatsız edici sorular azalır. Kabul

Savaş Avcu tarafından